Münafıklara yakında iki defa azâb edeceğiz

Münafıklara yakında iki defa azâb edeceğiz

Ayet meali

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Tevbe Suresi 100-103. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor

100 . Sâbikūn’un, (İslâm’a olan hizmetleriyle öne geçenlerin) birincileri olan Muhâcirler ve Ensâr ile onlara güzelce tâbi‘ olanlar var ya, Allah onlardan râzı olmuştur ve (onlar da) O’ ndan râzı olmuşlardır ve (Allah) onlar için, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır; orada ebedî olarak devamlı kalıcıdırlar. İşte büyük kurtuluş budur!(1)

101 . Çevrenizdeki bedevîlerden münâfık olanlar da vardır. Medîne halkından da (bazıları) vardır ki, nifakta mahâret kazanmışlardır, (sen ise) onları bilmezsin! Onları biz biliriz. Onlara yakında iki def‘a (dünyada ve kabirde) azâb edeceğiz; sonra da (âhirette) büyük bir azâba döndürüleceklerdir.

102 . Diğerleri de günahlarını i‘tirâf ettiler; sâlih bir ameli, kötü olan bir başkasıyla karıştırdılar. Umulur ki Allah, onların tevbesini kabûl eder. Şübhesiz Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.

103 . Onların mallarından bir sadaka al ki, onunla kendilerini (günahlardan) temizleyesin ve onları arındırasın. Hem onlar için duâ et! Çünki senin duân onlar için (kalblerini) bir yatıştırmadır. Allah ise, Semî‘ (herşeyi işiten)dir, Alîm (hakkıyla bilen)dir.

1- Sahabe-i Kirâm (radıyallâhü anhüm ecmaîn), bu âyette Kur’ân’ın böyle medh ü senâsına mazhar olmakla, kendilerinden sonra gelen insanlardan hiç kimsenin erişemeyeceği birincilik derecesine eriştiler. (Râzî, c. 8/16, 175)

“Fazîlet-i a‘mâl (amellerin fazîleti) ve sevâb-ı ef‘âl (fiillerin sevâbı) ve fazîlet-i uhreviye (âhiret fazîleti) cihetinde sahâbelere yetişilmez. Çünki, nasıl bir asker bazı şerâit (şartlar) dâhilinde, mühim ve mahûf (korkulu) bir mevki‘de bir saat nöbette, bir sene ibâdet kadar bir fazîlet kazanabilir ve bir dakîkada bir kurşunu yemekle, en ekall (en az) kırk günde ancak kazanılacak velâyet derecesi gibi bir makāma çıkıyor. Öyle de, sahâbelerin te’sîs-i İslâmiyet’te (İslâmiyet’in temelleri atılırken) ve neşr-i ahkâm-ı Kur’âniyede (Kur’ân’ın hükümlerini yaymadaki) hizmetleri ve İslâmiyet için bütün dünyaya i‘lân-ı harb (savaş i‘lân) etmeleri o kadar yüksektir ki, bir dakîkasına başkaları bir senede yetişemez. Hattâ denilebilir ki, bütün dakîkaları, o hizmet-i kudsiyede (mukaddes hizmette), o şehîd olan neferin (askerin) dakîkası gibidir. Bütün saatleri, müdhiş bir makamda bir saat nöbet tutan fedâkâr bir neferin nöbeti gibidir ki; amel az, ücreti çok, kıymeti yüksektir.” (Sözler, 27. Söz, 165)