Peygamberimizin sünnetine sarılan kişi...

Peygamberimizin sünnetine sarılan kişi...

Günün Risale-i Nur dersi...

Bismillahirrahmanirrahim

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “Fesâd-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir."

Evet, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, mutlaka gayet kıymettardır.

Hususan bid'aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır.

Hususan fesâd-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına mürâât etmek, ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor.

Doğrudan doğruya Sünnete ittibâ etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı hatıra getiriyor.

O ihtardan, o hâtıra, bir huzur-u İlâhi hâtırasına inkılap eder. Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek, içmek ve yatmak âdâbında Sünnet-i Seniyyeyi mürâât ettiği dakikada, o âdi muamele ve o fıtrî amel, sevaplı bir ibadet ve şer'î bir hareket oluyor.
Çünkü o âdi hareketiyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ittibâını düşünüyor ve şeriatın bir edebi olduğunu tasavvur eder. Ve şeriat sahibi o olduğu hatırına gelir.
Ve ondan, Şâri-i Hakikî olan Cenâb-ı Hakka kalbi müteveccih olur. Bir nevi huzur ve ibadet kazanır.

İşte, bu sırra binaen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.(Lem’alar, 11. Lem’a)

Bediüzzaman Said Nursi

SÖZLÜK:

ÂDÂB : Usûl, görgü kuralları, davranış kaideleri.
ÂDİ : Basit,sıradan.
BİD'A : Dinin aslına uymayan âdet ve uygulamalar.
ECR : Bir iş, bir hizmet karşılığında verilen şey, mükâfat, ücret, karşılık, sevap.
FESÂD : Bozukluk ve fenâlık, karışıklık, haddi aşıp zulmetmek.
FESÂD-I ÜMMET : Ümmetin fesada gitmesi, bozulması, karışıklıkların başlaması.
FITRÎ : Doğuştan, yaratılıştan, fıtrata âit ve yaratılışla ilgili.
HATIRA : Hatıra gelen. Hatırda kalan şey. * Bir kimseyi veya bir hâdiseyi hatırlatması için yazılan veya saklanan veya birisine verilen şey.
HUSUSAN : Bilhassa, özellikle.
HUZUR-U İLÂHÎ : Allah'ın her an yanında olduğunu ve herşeyi bildiğini hissetme ve yaşama hâli. Gönül ferahlığı.
İHSÂS : Açık anlatmadan kapalıca bahsetme, hissettirme.
İHTAR : Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.
İNKILÂB : Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma. * Altüst olma.
İTTİBÂ : Uyma, tâbî olma, arkasından gitme.
MUÂMELE : Davranış, işlem, birbiri ile iş görme, amel etme, alış veriş.
MÜRÂÂT : Uymak, tatbik etmek, uyum.
MÜTEVECCİH : Yönelmiş, dönmüş, bir yere doğru yola çıkan.
SEMEREDÂR : Meyveli. Faydalı neticeler vermiş.
SEVAB : Hayır. İlâhî mükâfatı kazandıran işler
SEVABDÂR : Sevaplı.
SÜNNET : Peygamberimizin söylediği söz, yaptığı hareket ve başkalarının yapıp da hoş karşıladığı davranışlar.
ŞEHİD : Allah yolunda canını fedâ eden Müslüman.
ŞER'Î : Şeriata âit, dîne uygun, İslâmî.
ŞERİAT : Doğru yol, hak din yolu; İslâm dini, İslâm'ın bütün hükümleri.
TAKVÂ : Bütün günahlardan kendini korumak; dinin yasak ettiği şeylerden kaçınmak.
TASAVVUR : Birşeyi zihinde şekillendirme; düşünce, tasarı; tasarlama.
TEMESSÜK : Yapışma, sarılma, sıkıca tutma.