İhtiyarlık bana ihtar etti ki...

İhtiyarlık bana ihtar etti ki...

Günün Risale-i Nur dersi...

Bismillahirrahmanirrahim

ALTINCI RİCA

Bir zaman, elîm bir esaretimde, insanlardan tevahhuş edip Barla Yaylasında, Çam dağının tepesinde yalnız kaldım. Yalnızlıkta bir nur arıyordum. Bir gece, o yüksek tepenin başındaki yüksek bir çam ağacının üstündeki üstü açık odacıkta idim. Üç dört gurbeti birbiri içinde ihtiyarlık bana ihtar etti. Altıncı Mektupta izah edildiği gibi, o gece, ıssız, sessiz, yalnız, ağaçların hışırtılarından ve hemhemelerinden gelen hazîn bir sadâ, bir ses, rikkatime, ihtiyarlığıma, gurbetime ziyade dokundu. İhtiyarlık bana ihtar etti ki: Gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül etti, dünya siyah kefenini giydi; öyle de, senin ömrünün gündüzü de geceye ve dünya gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine inkılâp edeceğini kalbimin kulağına söyledi. Nefsim bilmecburiye dedi:

Evet, ben vatanımdan garip olduğum gibi, bu elli sene zarfındaki ömrümde zeval bulan sevdiklerimden ayrı düştüğümden ve arkalarında onlara ağlayarak kaldığımdan, bu vatan gurbetinden daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbettir. Ve bu gece ve dağın garibâne vaziyetindeki hazîn gurbetten daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbete yakınlaşıyorum ki, bütün dünyadan birden mufarakat zamanı yakınlaştığını ihtiyarlık bana haber veriyor. Bu gurbet gurbet içinde ve bu hüzün hüzün içindeki vaziyetten bir rica, bir nur aradım. Birden, iman-ı billâh imdada yetişti. Öyle bir ünsiyet verdi ki, bulunduğum muzaaf vahşet bin defa tezâuf etseydi, yine o teselli kâfi gelirdi.

Evet, ey ihtiyar ve ihtiyareler! Madem Rahîm bir Hâlıkımız var; bizim için gurbet olamaz. Madem O var; bizim için herşey var. Madem O var; melâikeleri de var. Öyleyse bu dünya boş değil; hâli dağlar, boş sahrâlar Cenâb-ı Hakkın ibâdıyla doludur. Zîşuur ibâdından başka, Onun nuruyla, Onun hesabıyla taşı da, ağacı da birer mûnis arkadaş hükmüne geçer, lisan-ı halle bizimle konuşabilirler ve eğlendirirler.

Evet, bu kâinatın mevcudatı adedince ve bu büyük kitab-ı âlemin harfleri sayısınca, vücuduna şehadet eden; ve zîruhların medar-ı şefkat ve rahmet ve inâyet olabilen cihazatı ve mat’ûmâtı ve nimetleri adedince rahmetini gösteren deliller, şahitler, bize Rahîm, Kerîm, Enîs, Vedûd olan Hâlıkımızın, Sâniimizin, Hâmîmizin dergâhını gösteriyorlar. O dergâhta en makbul bir şefaatçi, acz ve zaaftır. Ve acz ve zaafın tam zamanı da ihtiyarlıktır. Böyle bir dergâha makbul bir şefaatçi olan ihtiyarlıktan küsmek değil, sevmek lâzımdır. (Lemalar 26. Lema 6.rica)

Bediüzzaman Said Nursi

LÜGAT:

Acz : Güçsüzlük
Berzah : Kabir Âlemi
Bilmecburiye : Zorunlu Olarak
Cenâb-I Hak : Hakkın Tâ Kendisi Olan Şeref Ve Yücelik Sahibi Allah
Cihazat : Cihazlar, Donanım
Dergâh : Allah’ın Yüce Katı
Elîm : Acı Ve Sıkıntı Veren
Enîs : Yarattığı Varlıklara Karşı Çok Yakın, Dost Olan Allah
Eski Said :
Garibâne : Garip Olarak
Garip : Yalnız, Kimsesiz
Gurbet : Gariplik, Yabancılık
Hâlık : Her Şeyi Yaratan Allah
Hâli : Boş, Issız
Hâmî : Koruyan, Sahip Çıkan Allah
Hazîn : Hüzün Veren, Acıklı
Hüzün : Üzüntü
İbâd : İbadet Edenler, Kullar
İhtiyare : Yaşlı Kadın
İman-I Billâh : Allah’a İman
İnâyet : Allah’tan Gelen Yardım, İhsan, İyilik
İnkılâp Etmek : Dönüşmek
Kâfi : Yeterli
Kâinat : Evren
Kerîm : Sonsuz Cömertlik Ve İkram Sahibi Allah
Kitab-I Âlem : Âlem Kitabı, Kâinat
Lisan-I Hâl : Hâl Ve Beden Dili
Makbul : Kabul Edilen
Mat’ûmât : Yiyecekler
Medar-I Şefkat : Şefkat Sebebi
Melâike : Melekler
Mevcudat : Varlıklar
Mufarakat : Ayrılık
Mûnis : Cana Yakın, Dost
Muzaaf : Katmerli, Kat Kat
Nimet : Maddî Ve Manevî İhtiyaç Duyulan Şeyler; Yenilip İçilecek Şeyler
Rahîm : Rahmeti Herşeyi Kuşatan Her Bir Varlığa Ayrı Ayrı Şefkatini Gösteren Allah
Rahmet : İlâhî Şefkat, Merhamet
Rica : Ümit
Sâni : Herşeyi Mükemmel Ve San’atlı Bir Şekilde Yaratan Allah
Şefaatçi : Af İçin Aracılık Eden
Şehadet Eden : Şahitlik, Tanıklık Eden
Tezâuf Etmek : Katlanarak Artmak
Ünsiyet : Dostluk, Alışkanlık
Vahşet : Ürküntü
Vaziyet : Durum
Vedûd : Kullarını Çok Seven Ve Şefkat Eden, Kendisine Çok Sevgi Beslenen Allah
Vücud : Varlık
Yeni Said :
Zeval Bulan : Gelip Geçen, Yok Olan
Zîruh : Ruh Sahibi
Zîşuur : Şuur Sahibi
Ziyade : Çok, Fazla