İşte Risale-i Nurdaki Japon Başkumandan-ÖZEL
Bediüzaman Said Nursi'nin, sorularına cevap verdiği Japon Başkumandanıyla ilgili ilginç ayrıntılar
Cemil Yüzer'in haberi
RisaleHaber-Bediüzzaman'ın Şualar isimli eserinde bahsettiği Japon General ile ilgili yaptığımız araştırmada, Wikipedi'de ilginç ayrıntılara rastladık. Said Nursi'nin "Japonya'nın Başkumandanı" diye bahsettiği, Japon İmparatorluk Ordusu Generali Nogi Maresuke, 1911 yılında bir heyetle birlikte İstanbul'a gelmiş. Nogi, İslamiyet'i incelemiş ve aklına takılan -çoğu hadis-i şeriflerle ilgili- birtakım suallerini Meşihat-ı İslamiye'deki din alimlerine sormuş.
İstanbul uleması, Nogi'nin sorularına net cevap veremedikleri için de soruları Bediüzzaman'a getiriyor ve sualleri Said Nursi cevaplıyor. Daha Sonra Nursi, sualleri ve cevaplarını Şualar isimli eserinde neşrediyor (altta). Bu hadiseyi, o dönemin dergilerinden "Resimli Mecmua" da 31. sayısında haberleştiriyor.
Bediüzzaman'ın Japon İmparatorluk Ordusu Generali Nogi Maresuke'nin sorularına verdiği cevaplar ve Şualar adlı eserinde yer verdiği ifadeler ise şöyle:
"Bundan kırk sene evvel ve Hürriyetten bir sene evvel İstanbul'a geldim. O zaman Japonya'nın Başkumandanı, İslâm ulemasından dinî bazı sualler sormuştu. Onları İstanbul hocaları benden sordular. Hem çok şeyleri o münasebetle sual ettiler.
"Ezcümle, bir hadiste, "âhir zamanda dehşetli bir şahıs sabah kalkar, alnında 'Hâzâ kâfirün' yazılmış bulunur" diye hadis var deyip benden sordular. Dedim: "Bir acîp şahıs bu milletin başına geçer ve sabah kalkar, başına şapka giyer ve giydirir."
"Bu cevaptan sonra bunu sordular: "Acaba o zaman onu giyen kâfir olmaz mı?" Dedim: "Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek. Fakat, baştaki İmân o şapkayı da secdeye getirecek, inşaallah Müslüman edecek."
"Sonra dediler: "Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek." Ben de cevaben dedim: "Bir darb-ı mesel var. Çok israflı adama eli deliktir denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya müptelâ olup, onunla hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak."
"Sonra birisi sordu ki: "O öldüğü zaman İstanbul'da dikili taşta şeytan dünyaya bağıracak ki, filân öldü." O vakit ben dedim: "Telgrafla haber verilecek." Fakat bir zaman sonra, radyo çıkmış işittim. Eski cevabım tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dârü'l-Hikmette iken dedim: "Şeytan gibi radyoyla dünyaya işittirecek."
"Sonra sedd-i Zülkarneyn ve Ye'cüc ve Me'cüc ve dâbbetü'l-arz ve Deccal ve nüzûl-ü İsa (a.s.) hakkında sualler sormuşlardı. Ben de cevap vermiştim. Hattâ eski risalelerimde onlar kısmen yazılmışlar."