
Nizamettin MELİKOĞLU
Münazarat Eseri Bağlamında Hürriyet-Hakimiyet İlişkisi-1
Münazarat, imparatorlukların yerini ulus devletlere bıraktığı, tepeden yönetme yerine yerinden yönetme veya temsilci idare mantalitesinin kuvvet kazandığı bir dönemde yeni bir toplumsal sözleşmenin şerhi olarak kaleme alınmıştır.
Bu kıymetli eseri anlayabilmek için Peygamber Efendimizin (asm) Medine’de kimine göre islami devlet, kimine göre de farklı dinler ve etnisiteler arasında tahakkuk ettirilen toplumsal sözleşmenin hareket noktalarını/temel prensiplerini dikkatle incelemek gerekecektir.
Münazarat adlı eser, İslam dininin sosyal hayata dair prensipleri ile, güncel gelişmeleri de nazar-ı itibare alarak küresel düzeyde İslam dünyasını teorik ve pratik açıdan yeniden formatlama prensiplerini ihtiva eder.
İslam dini nasıl ki insanlığa Hz. Muhammed (s.a.v.) vasıtasıyla, hem itikadi alanda hem de sosyal münasebetler alanında yeni bir format atmaya hazır olduğunu ilan etmişse, Münazarat eseriyle Bediüzzaman hazretleri, müslümanların siyaset ve felsefede mantalitelerini Batıya yönlendirdiği bir vakitte, sosyal münasebetler alanında kendi öz kaynaklarıyla tekrardan ihya felsefesini hareket noktası olarak kabul ederek, Batıdan gelen dalgaya karşı İslam dünyasında islami esaslara karşı bir hassasiyet oluşturmaya çalışmıştır.
Münazarat adlı eserde müslümanların İslam tarihindeki devlet tecrübeleri de nazar-ı itibare alınarak yeni bir toplumsal sözleşmenin gerekliliğinin teorik ve pratik analizi yapılmıştır. Bu analizler beşeriyetin sosyal, siyasi ve ekonomik açıdan katetmiş olduğu mesafe nazar-ı itibare alınarak yapılmıştır. Özelikle Tanzimattan sonra ortaya çıkan hürriyet ve hakimiyet eksenindeki sorunlara yürütülen ilmi müzakere metoduyla çözüm ve çareler üretilmiştir.
Burada dikkate değer en önemli hususlardan birisi, Bediüzzaman hazretlerinin müslümanların siyasal tecrübelerini analiz ederken veya olması gereken tarzı ortaya koymaya çalışırken, belli bir isim ve kalıp üzerinden değil, mana ve muhteva üzerinden birleştirici bir üslubu kullanarak sonuca ulaşmaya çalışmış olmasıdır. Yani tekfirci/harici bir üsluptan özenle kaçınmıştır. Nitekim günümüzde İslam dünyasında yaşanan en önemli sıkıntılardan birisi de isimler üzerinden veya zahiri görünüş üzerinden çatışmaya mahal verecek bir tarzda tahlil yapıp siyasi veya sosyal bir sonuç elde etmeye çalışılmasıdır. Bu hatanın sonucu olarak yapılan eleştiriler, kurum ve şahsiyetlerin tekfirine kadar varabilmektedir.
İkinci önemli husus ise kötü tecrübeler yerine iyi tecrübeler üzerinde odaklaşmayı metodolojik bir prensip haline getirerek İslam dünyasında İttihadı sağlama konusunda pratik yöntemler geliştirmiştir/göstermiştir.
Dolayısıyla Bediüzzaman, modern dönemde dış görünüşler veya isimler üzerinden hareket etmenin sakıncalı veya en azından İslam dünyası için ufuk açıcı olmayacağının altını çizerek, bugün yaşadığımız sıkıntıları aşmanın, analiz metodumuzu veya hüküm çıkarma işlemimizin tashih edilmesine bağlı olduğunu vurgulamıştır. Bu yüzden bu prensiplere muhalefet edenler veya bir manada tevfike refik olmadan hareket edenler, ya zamanın ya zeminin sillesini yiyiyor, ya da ecnebi bir devletin maşası olup, ömrü de o devletin ona yapacağı ihsan-ı şahane kadar olmaktadır.
Bediüzzaman hazretlerine göre beşer kendi fıtratına uymayan kalıpları deneme yanılma yoluyla da olsa aşıp, münasip elbiseyi zaman ve zemini gelince eskiyi yırtıp yeniyi giyeceği müjdesini vermiştir. Ancak bu biçare talihin değişmesi için müslümanların da kendi sorunlarına çözüm üretme konusunda bizzat özne olmaları gerektiğinin de altını çizmiştir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.