
Abdulkadir MENEK
Otuz beş bomba veya ‘’ax lawa’’
Kürt anaları, erkek evlatlarının başına bir iş gelince veya onları kaybedince ‘’Ax Lawa’’ diye ağlar ve gözyaşları dökerler. Uludere faciasının ardından ağlayan ve ‘’ax lawa’’ (ah evladım-ah oğlum) diye feryat eden anaları görünce uzun süre kendime gelemedim.
Bir evlat acısının ne demek olduğunu, ancak bunu yaşayan anne ve babalar bilir. Böyle büyük bir acıyı Allah kimseye yaşatmasın. Fakat hayatın akışı içinde, ölümler kaçınılmazdır ve her fani bu yoldan geçecektir.
Ekmeklerini kazanmak ve geçimlerini sağlamak için onlarca yıldır, Mardin-Şırnak-Hakkâri-Van illerinin sınır bölgelerinde kaçakçılık olayları yaşanır. Bu vaziyet, bütün tehlikelere karşın, bu bölgenin çok acı bir gerçeğidir.
Çoğu zaman sınırda görev yapan güvenlik güçleri ile elde edilen karlar bölüşülerek, bu kaçakçılık hadiseleri kazasız belasız atlatılır. Zaten herkes de bu kaçakçılığı farkındadır ve bölgenin ekonomik bir gerçeği olarak da normal karşılanmaktadır.
Zaman zaman da kaçakçılık hadiseleri nedeniyle büyük çatışmalar yaşanmıştır. Fakat otuz yıla yakın bir süredir yani PKK silahlı eylemlere ve sınırdan geçişlere başladığından beri, artık çatışmalar güvenlik güçleri ve PKK arasında yaşanır oldu.
Çocukluğumuzda geceleri bazen silah sesleri ile uyanır ve korkudan anne ve babamızın yanına giderdik. ‘’Korkmayın bir şey yok, kaçakçılar huduttan geçiyor’’ sözleri ile yatıştırılırdık. Bu durum gecelerimizin mutat bir parçası haline gelmişti.
Bazen de sabahları, geceleyin yaşanan çatışmada öldürülen veya yaralanan insanların, komşu ve tanıdıkların acı haberlerini alır ve bu acılarını yüreğimizde hissederdik. Mayınlarda sakatlanan veya çatışmalarda yaralanan çok sayıda insan tanırdık.
1981 yılında Cizre’de bir sağlık kuruluşunda görev yaptığım ve bir gece nöbetçi olduğum bir sırada, gece yarısı büyük bağrışmalar ve gürültüler ile kapıya doğru heyecan ve telaş ile koşmuş ve kapının yerinde olmadığını görmüştüm.
Suriye sınırında kaçakçılarla, karakolda nöbet tutan askerler arasında şiddetli bir çatışma yaşanmış ve bir er de göğsünden ağır bir şekilde yaralanmıştı. Kapıyı yerinden sökenin de karakolun komutanı olarak görev yapan başçavuş olduğunu öğrenmiştik.
Ağır yaralı askere gereken bütün tıbbi müdahaleler, o günlerin yetersiz imkânları içinde yapılmış, fakat kurtarılamamıştı. Askerin vefatı üzerine iyice kendinden geçen karakol komutanı, görev yapan bütün personele küfürlerle saldırmış ve hepimiz dışarı kaçarak canımızı kurtarmıştık.
Daha sonra olayın mahiyeti ortaya çıkmış ve karakol komutanı tutuklanarak cezaevine atılmıştı. Kaçakçılar ile anlaştığı, fakat bu anlaşmadan haberi olmayan nöbetçi erin kaçakçılara engel olmaya çalışması neticesinde bu hazin olay yaşanmıştı.
Van’ın Özalp ilçesinde de buna benzer bir hadise, 1943 yılında yaşanmış ve hayvan kaçakçılığı yapan otuz üç masum insan, yine bir rant anlaşmazlığı neticesinde General Mustafa Muğlalı'nın verdiği emir ile kurşuna dizilerek öldürülmüştü.
Şair Ahmet Arif, bu feci ve trajik hadiseyi, ‘’Otuz Üç Kurşun’’ şiiri ile ölümsüzleştirmişti. Bir kaç gün önce Uludere'de, en az bu hadise kadar trajik başka bir hadise yaşandı. Bilmiyorum belki bu olayı ‘’Otuz Beş Bomba’’ diye tarihe mal edebiliriz.
Böyle dehşetli bir olay hakkında yazı yazmak çok zor. Birkaç gündür tereddütteyim. Ne yazacağım konusunda da, doğrusunu söylemek gerekirse bir fikrim yok. Hani ‘’sözün bittiği yer’’ denir ya, işte aynen öyle bir noktadayız.
Şırnak İline bağlı Uludere İlçesi’nin Gülyazı köyünde oturmakta olan yaşları 15-30 arasında otuz beş vatandaşımız, kaçak olarak mazot ağırlıklı olmak üzere bazı malzemeleri Irak sınırından Türkiye’ye geçirirken, F16 uçaklarının bombardımanı sonucu hayatlarını kaybettiler.
Birkaç gündür, yazılanları ve söylenenleri takip etmeye çalışıyorum. Konu ile ilgili olarak Dünya TV’de de iki saat kadar süren bir programa katıldım. Yetkililerin açıklamalarında da birkaç gün devam eden tam bir çaresizlik ve şaşkınlık müşahede edildi.
Çünkü bu olayın ve katliamın savunulacak hiçbir tarafı yok. Demokratik açılım için önemli adımların atıldığı ve güzel şeylerin yapıldığı bir süreç içerisinde bu dehşetli olayın meydana gelmiş olması, süreci baltalamak isteyenler için çok büyük bir fırsat olmuştur.
Oysa çok dikkatli olunması ve kılın kırk yarılması gereken bir sırattan geçiyoruz. Türkiye, her ne şekilde olursa olsun Kürt Meselesini tam demokratik bir zeminde ve kardeşlik bağlamında çözmek zorundadır.
Çünkü Türkiye’de huzurun ve sükûnetin de başka bir yolu görünmüyor. Kürt Meselesi tam anlamıyla hal edilmediği sürece, sıkıntılarımız bir şekilde devam edecek.
Bu süreçte, devlet görevlilerinin çok azami bir dikkat ve özen göstermeleri gerekir. Böyle büyük bir facianın, istihbarat zaafından kaynaklandığı ihtimali giderek daha da kuvvet kazanıyor. İHA’ların (insansız hava araçlar) vatandaşlar ile PKK’lileri ayırt etme kabiliyetine sahip olmadığı anlaşılıyor.
İHA’larda böyle bir zaaf mevcut olduğuna göre, mutlak surette farklı şekillerde bunları desteklemek gerekir. Yetkililer tarafından ifade edildiği gibi, devamlı olarak beş on kişilik gruplar halinde sınırı geçen kaçakçıların, hangi nedenlerden dolayı kırk kişilik bir grup halinde sınırı geçmeye çalışmalarının da perde gerisi mutlaka aydınlatılmalıdır. Yoksa önümüzdeki dönemde de bu tür büyük faciaların yaşanması mümkün olacaktır.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın önceki gün yapılan ve altı saat kadar süren Bakanlar Kurulu toplantısının ardından geç saatlerde yaptığı açıklamayı dinledim. Hükümet, bu meselede birkaç gündür yaşadığı şaşkınlığı üzerinden atmaya çalışıyor.
Bu olayın içinde istihbarat zaafının ötesinde, başka bazı noktalar, yanlış yönlendirmeler ve kasıtlı bilgilendirmelerin mevcut olup olmadığı, mutlaka bütün yönleri ile araştırılmalıdır.
Olayın çok yönlü olarak soruşturulduğu ve bu çalışmaların devam ettiği ifade edildi. Devlet bu araştırmanın neticesinde öldürülen vatandaşların ailelerine tazminat ödeyecek.
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve bazı bakanlar, olayın hemen ardından maktullerin köyüne bir taziye ziyaretinde bulundular. Bu elbette çok anlamlı bir hareketti. Belki çok önemli bir ameliyattan çıkan Başbakan’ın böyle bir ziyarette bulunmaması anlaşılabilir. Zaten ziyaret esnasında mağdurların yakınları ile telefonla görüşerek, yapılması gereken her şeyin yapılacağı konusunda bazı sözler de verdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün daha fazla gecikmeden en kısa süre içerisinde devlet adına bu köye bir taziye ziyaretinde bulunması, bu yaranın sarılması açısından çok büyük bir önem taşıyacaktır.
Bakanların ziyareti öncesinde BDP Şırnak Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Hasip Kaplan'ın yapmış olduğu konuşma, çok büyük bir yanlıştı. Böyle durumlarda sükunet tavsiye etmek ve meselenin bütün yönleri ile aydınlanması için gayret göstermek gerekirken, yangına körükle gitmek anlamına gelecek tavır ve beyanlardan herkesin dikkatle ve özenle kaçınması gerekir.
Gülyazı köyüne taziye için gelen ve köyün sakinleri tarafından çok sevildiği bilinen Uludere Kaymakamına yapılan saldırı, gerçekten çok hazin bir olaydır. Taziye için gelen bir yetkilinin, köy ile hiç alakası olamayan ve dışarıdan gelen bazı şahıslar tarafından linç edilmek istenmesi karşısında, taziye sahiplerinin yaşadığı büyük üzüntü az da olsa teselli verici olmuştur.
Asıl dehşet verici olan nokta ise, Kaymakam'a linç girişiminin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan tarafından tahrik edildiğine dair iddialardır. Bu vahim iddianın mutlaka araştırılması gerekir.
Türkiye Cumhuriyetinin her Kürt vatandaşı, Türkiye'nin her karış toprağını tam bir güven ve huzur içinde dolaşabileceği gibi, her Türk vatandaş da tam bir emniyet ve gönül rahatlığı içinde gezebilmelidir.
Otuz beş masum vatandaşımızın böyle büyük bir hata ve istihbarat zaafı sonucu öldürülmüş olması karşısında devletin, mazlumların ailelerinden özür dilemesi, devleti küçültmez. Bilakis özür beyanı, maktullerin ailelerinin yüreklerindeki, tam olarak söndürülmesi mümkün olmayan ateşi, bir nebze de olsa azaltacaktır.
Demokrasiye giden yol; tuzaklarla, mayınlarla ve bombalarla doludur. Tam demokrasi hedefini önüne koyan bir hükümetin de en büyük görevi, bu yolu bütün tehlikelerden ve tuzaklardan temizlemektir.
Devletin ve hükümetin bilgisi haricinde bu yola tuzak kuranlar varsa, devlet bunları ortaya çıkarıp deşifre etmek ve hesap sormak zorundadır. Eğer bunları yapanlar ortaya çıkarılmazsa ve hesap sorulmazsa, milletin devlete olan güveni ve bağlılığı sarsılacak ve bunun vebali de hükümetin omuzunda kalacaktır.
Türk-Kürt kardeşliği ve beraberliği, her türlü art niyet ve provokasyona rağmen sarsılmadan ilanihaye hak ve adalet zemininde devam etmelidir. Her iki milletin de huzur ve mutluluğu bu birlik ve kardeşliğe bağlıdır.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Değerli ağabey makaleniz genel itibariyle güzel.Ancak Türkiye Cumhuriyeti nin Kürt vatandaşı diyorsunuz.Türkiye nin resmi literatüründe Kürt diye bir vatandaş varmı? varsa mesela hangi yasada.Türkiyede sadece türk vardır resmi olarak,aksini iddia eden varsa Türkiye nin Kürt vatandaşlarının olduğuna dair madde gösterirse sevinirim.Birde artık demokratik açılım denen olmayan bir masalı anlatmayı bırakalım.Açılım denildiğinden beri sürekli operasyonlar,kan,gözyaşı hatta artık gazetecilere,tüm siyasilere,insan hakları aktivistlerine uzanan tutuklamalar oldu.Başka önemli bir adım diye bileceğimiz tek şey yok.Selamlar
Yanıtla (0) (0)Öncelikle yazı için yazara teşekkür ederim. Mesele enine boyuna anlatılmış. Fakat bazılarında tenkit bir hastalık haline gelmiş maalsef. Bir yorumcu da bu minval üzere bir şeyler yazmış. Kanaatimce yazar, resmi literatürde Kürt'ten bahsedilmediğini bilecek kadar meseleye vakıf birisi. Anlattığı sosyal bir gerçek. Zaten o da kanundan bahsetmiyor. Yani ders vermeye gerek var mı?.
Yanıtla (0) (0)Kürt meselesinde en büyük demokratik açılımın bu hükümet döneminde yapıldığını ve çok güzel şeyler olduğunu dost düşman herkes biliyor ve kabul ediyor. Burada anlatılmaya kalkılırsa sayfalar yetmez. Herkes meseleye biraz siyaset üstü bakarsa problem kalmayacak.
Abdullah Aslan bey evvela eleştirim değerli yazarımıza değildir.Yazarımız Kürt Meselesinde yazdığı kitap,makale ve yazılarla hertürlü takdiri haketmektedir.Eleştirim ortada olmayan şeyleri var mış gibi demokrasi nutukları atan tatlı su demokratlarınadır.Bugün kardeşlik diyorsak,milliyetçilik yapmayalım diyorsak devletin ve hükümetin buna kendisinden başlaması lazım.Başbakan Türk Kürt ayırımı yapanları iblis ve şeytanın yolunda olmakla niteledi.Doğrudur.Ancak uygulamada bu ayırım el an sürüyormu sürmüyor mu? Örneğin Kürtlere anadilde eğitim hakkının verilmemesi,Türkiyenin Kürt vatandaşının olduğunun belirtilmemesi,isim değişikliklerinin iade edilmemesi,(hatta bu konuda Diyarbakır il meclisi kararının valilikçe reddi var), Üstadın selameti millet için tavsiye ettiği "Sulhu umumi,affı umumi ve ref'i imtiyaz" ın sağlanmaması Kürt meselesinde ayırımcılığın en büyük delilleridir.Olumlu adım birtek trt 6 ve bazı Dil enstitiüleridir.Ama savaş sürüyor.Selamlar
Yanıtla (0) (0)yazıyı okurken ben de hüzünlendim. Yazık, genceceik insanlar ya bir hataya veya bir tuzağa kurban olmuş. Bana göre tuzak. niye kırk kişi beraber gelsin. herhalde birileri onları yönlendirmi, ölüme göndermişler. maksati açılımı baltalalam, hükümeti zor durumda bırakmak. CHP'yi görmüyormusunuz. nasıl da tahrik ediyorlar. Allah bunların şerrinden korusun. risale haberi tebrik ediyorum. yaklaşımınız çok tarafsız ve adil.
Yanıtla (0) (0)Şunu anlamakta güçlük çektiğimi belirmek isterim.Bu gibi dramatik hadiseler yaşandığında hemen bu hükümet ve bu hükümetten öncekiler karşılaştırması yapılarak hadise sulandırılmaya çalışılıyor. Bence bu gibi olaylara siyaset üstü bakılmalı ve sayın yazar da kanaatımca öyle bakmış.Ama bıkıyorum bu iktidarı ve bugünki başbakanı çok olağanüstü gören bazı kişiler ve özellikle dindar görünümlü insanlar diyorlarki" Canım bu hadise olmuş ama bu Başbakanın yaptığı o kadar çok iyi şey varki ondan dolayı bu başbakana ve bu hükümete hiç bir şey sormayalım ve sorulursa bu vatan hainliği gibi addedilmektedi" işte asıl sorunda buradan kaynaklanıyor zaten, siz şahısları ve hükümetleri adeta ilahlaştırırsanız böyle ne olduğu belli olmayan izahı çok zor hadiselerle karşılaşırsınız. bence birazda olaya bu cepheden bakmak lazım.Yani kısacası dindar görünümlü (Dinde hassas muhakemeyi akliyede nakıs) bazı kişilerin bugünki hükümeti ve onun liderini adeta ilahlaştırmaları büyük yanlıştı
Yanıtla (0) (0)Evelle bu abi bu yazıda suya sabuna dokunmamış. hükümet şaşkınmış,medya şaşkın,islami kesim de eli kalem tutan şaşkın el insaf.peki yazar efendi merak ediyorum o yazının içeriğine ne var şaşkınlık mı hakim .insan kanı bu kadar ucuz mu insanlar evlatlarını eşek ve atlara yüklemişlerdi traktöre yüklemişlerdi. peki bu kare hiç dikatinizi çekmedi mi.hükümet oraya bir talimatla 35 ambulans yığamazmıydı.bu vatandaşlara yoksa ambulansta mı HAK ETMİYORLAR . SADECE BİR ÖRNEK.inanın bende islami ailden geliyorum.risale i nur okuyan birsiyim.bu olayda islami kesimin iyi bir sınav vermediğini düşünüyorum .islami kesimin temsil eden gazetecilere olan güvenim sarsıldı.hükümetin yanlışını teville uğraşıyorlar .EL İNSAF
Yanıtla (0) (0)bence yazıda yazılması gerekenleri yazar ifade etmeye çalışmış. Yani ne yazılması gerekiyordu?.yazılanları yetersiz görenler ne yazılacağını da söyleseler iyi olur. böyle zamanlarda hissiyat biraz ağır basar. bazı arkasaşlar da öyle davranıyorlar.
Yanıtla (0) (0)tebrik ederim olaya bakış açınız, tarafsızlığınız beni çok etkiledi. hele ki bunu güneydoğuda bizzat yaşamış bir yazardan duyuyor olmak daha da keyif verici. yapılan bazı yorumlara sonuna kadar katılmakla birlikte bazılarına dikkate değer bile bulmuyorum. herkes kendi çerçevesinden olaylara bakıyor. nimet hanıma kesinlikle katılıyorum. yazıyı yetersiz bulanlar hele de kaba uslüplarla yazar efendi gibi basit kelimelerle eleştirenler ne yazılacağını da söyleseler daha iyi olur kanaatindeyim
Yanıtla (0) (0)şimdi ne yazılması gerektiğini bir iki örnek vereyim.hükümet o uludere yani olayın olduğu yere cenazeler defini yapılırken kaç tane bakan yada hükümeti temsil eden kaç tane akp milletvekli vardı .2 HÜKÜMET OLAY olduktan kaç saat sonra açıklama yapılmış 3.BU gibi olaylar da sorumluluk sahibi birinci dereceden siyaset kurumudur. bir özür dileme oldumu.PEKİ MERAK EDİYORUM .HÜKÜMET İ SORUMLU TUTAN DOĞRUDAN BİR CÜMLE VAR MI.DOLAYLI BENCE TEVİLİ YAZILAR.BEN SİZE BİR ŞEY ÖNEREYİM.BUNU ALLAH RIZASI İÇİN. bir iki dakika tefekür edin. şırnaktaki olayı görüntüleri ve videoları interneten bulursunuz izleyin. sonra düşünün birde siz yazın bakalım hakikaten böyle yazarmısınız . yazar bölgeyi tanıdığı için bu eleştirimi yaptım yoksa batıdaki bir abi yazsaydı böyle yadırgamazdım. yorum yapmazdım. muhterem insanlar
Yanıtla (0) (0)Dengir Mir kardeş,
Yanıtla (0) (0)kardeşim, bu tartışmayayı takip ettim ve aklıma şu maddeler geldi.
1- Hükümet üyeleri defin için gitti de yazar yollarını mı kesti?
2-Sağlık Bakanlığı ambulans göndereyim dedi de, yazar karşı mı çıktı?
3-Hükümet özür diledi de yazar ağızlarını mı kapattı?
4-Yazıda hükümetin sorumluluğu ifade ediliyor. İlla küfür mü etmesi lazım.
5-Ben de yıllardır hep yazılar okurum. Bir yazıda, her şey yazılabilir mi?
6-Herkes kenid açısından meseleye bakar ve yorumlar. Herkes senin baktığın gibi bakmak zorundamıdır?
7-Kardeş, bildiğin bu kadar çok şey var. Niye oturup sen de bir yazı yazmıyorsun?
Selam ve muhabbetler sevgili kardeşim?
Yazılara ne yazık ki duygusal ve ideolojik olarak bakılıyor ve bu şekilde tenkitler yapılıyor.Ne kadar acı gerçektende bazılarında tenkit hastalık haline gelmiş hele de uslüp o ne uslüp öyle yazar efendi falan.İnsan biraz saygılı olur değil mi? Bir yazı yazıyorken olaylara objektif bakılmalı. Olaylar önce anlaşılır, araştırılır ondan sonra açıklama yapılır.Hükümetler olayların içini dışını araştırmadan anlamadan açıklama yapmalarının ne anlamı var? pek olayları bir kaç saatte tahlil etmenin ne mümkünü var? Yanlış bir bilgi gelse ve hükümet yanlış açıklama yapsa, çıkıp ''hükümet olayları anlamadan bilmeden açıklama yapıyor yanlış bilgi veriyor halka'' der, bas bas bağırırsınız ortalıkta. Özür dilendi, tazminat ödenecek, kayıplarımızın için dua etmekten ve bunları yapmaktan başka çaremiz yok ki. İnşallah şehadet mertebesinde vefat edip HAK'ka kavuşmuşlardır.Ama masumların cenazesi üzerinden rant elde edip siyaset yapmaya çalışmakta bir o kadar acı ve ölen vatandaşlarımıza y
Yanıtla (0) (0)Ölen vatandaşlarımıza yapılmış en büyük saygısızlıktır.
Yanıtla (0) (0)